29 Aralık 2009 Salı

Başka Dilde Aşk...

"Başka Dilde Aşk" bir örümcek gibi kendi etrafına ağ ören ve kendini kendine kapatan insanların öyküsünü anlatan, son zamanlardaki en iyi çalışmalardan birisi kıvamında bir film bana göre. Konu itibariyle ele alındığında böylesi bir filme konulacak en iyi isimlerden birisi de olsa olsa bu isim olurdu zaten. Başka Dilde Aşk...


İşitme engelli bir gencin çağrı merkezinde çalışan bir kıza aşık olmasını anlatan film, aşkın hiçbir engel tanımayacağını şiirsel bir dille anlatıyor. Çokta iyi yapıyor aslında. Çünkü unuttuğumuz veya kendimize sormaktan kaçındığımız bir soruyla film bitiminde başbaşa kalıyoruz. Soru basit; Sen olsaydın ne yapardın?


Ne yalan söyleyeyim her konuda söyleyecek sözü olan ben, bu soruya cevap dahi veremedim. Aksine kilitlenip kaldım bu basit gibi görünen ama cevabının zor olduğu soru karşısında... Yanımdaki arkadaşıma sordum. O da aynen benim gibi net bir cevap veremedi. Yuvarlak cevaplarla geçiştirmece modu yaşandı ister istemez anlayacağınız... Peki sizin cevabınız bu noktada ne olurdu? Başka Dilde Aşk yaşamayı göze alır mıydınız yoksa alamaz mıydınız?


Bu arada filmle ilgili küçük bir hatırlatma yapmam gerekirse eğer, ülkemizde yaşayan dokuz milyon engelli insanın hayata katılması için çaba gösterilmesini ve bunun için kendi duyularımızı çalıştırmamız gerektiğini vurgulayan filmin gelirinin bir kısmı ülkemizde henüz geliştirilmeyen işitme engelliler için anaokulu projesine destek amaçlı kullanılacak.

Aynı zamanda Türkiye Kürek Fedarasyonu ile ortak bir çalışma yaparak, dünyada ilk kez engellilerin kürek sporuna kazandırılmasını ve onların spor - sosyal aktivitelerden diğer insanlar gibi yararlanabilmesini sağlanacak.

Son olarak buraya kadar herşeyden bahsedip oyuncuların performanslarından bahsetmemek de olmaz elbette. Gerek Mert Fırat gerekse de Tuğrul Tülek'in sergiledikleri performanslar gerçektende takdire şayan nitelikte. Şimdiden hepsinin yolu açık, gişeleri de bol olsun...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Kısa Film Festivallerini Unutmamak Gerek...

Başlıktan da anlaşılacağı üzere bugünü festival haberlerine ayırmış bulunmaktayım. Açıkçası insanın katılası yoksa bile sırf bu başlıklarından dolayı yahu bende iki bir şeyler ortaya koyup, yarışayım diyesi geliyor. En azından benim açımdan öyle ki, sizlerin bu noktada ne düşündüğünü açıkçası şimdilik kestiremiyorum. Ama merakta etmiyor değilim hani...



TED Ankara Koleji Liselerarası 1. Kısa Kes Film Yarışması

Liseli gençlere kendilerini ifade edebilecekleri bir ortam hazırlamak amacıyla TED Ankara Koleji Vakfı Özel Lisesi, bu sene ilkini gerçekleştireceği kısa film festivalina merhaba demeye hazırlanıyor.

Dolayısıyla bu yarışma ile Ankara'da öğrenim süreçlerini devam ettiren ve Ankara'nın farklı sosyal ortamlarında yer alan gençlerin birbirleriyle ortak paydada buluşturulmaları sağlanacak.

Kısacası öğrencilerin işaretledikleri şıklar değil, hayal güçleri bu sefer yarışacak. Bu arada unutmadan söyleyelim yarışmaya son katılım tarihi 15 Nisan 2010'dur... Festival ile ilgili detaylı bilgiyi http://kisakesfilm.tedankara.k12.tr adresinden temin edebilirsiniz!



2. El Kısa Film Festivali

Hadi bakalım bayanlar, beyler sandıklarınızda ne var, ne yoksa ufaktan ufaktan çıkartmaya başlayın. Zira dünyada kendi alanında düzenlenen ilk ve tek festival niteliğini taşıyan, 2. El Kısa Film Festivali, Ankara Kısa Filmciler Derneği tarafından 27 Şubat - 7 Mart 2010 tarihleri arasında, Ankara'da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde 4. kez sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

Festival, 4. yılında birincilikle taçlandırdığı Övgüye Değer Film'in yönetmenini ise Uluslararası Brüksel Fantastik Film Festivali'ne (BIFFF) yollayacak. Açıkçası Tim Burton, David Lynch, Dario Argento gibi isimlerin uğrak festivallerinden olan BIFFF'e gidebilmek adına her kapı zorlanabilir gibime geliyor. Yarışmaya son katılım tarihi 1 Şubat 2010. Ayrıntılı bilgiyi www.ikincielfestivali.org adresinden temin edebilirsiniz!

Avatar: Pandora Yolcusu Kalmasın...

Hayalgücü malum engin bir deniz ve o denizin içerisine de 35 trilyon rengin girdiğini hesaba katarsanız eğer, ortaya çıkan tablonun albenisine kapılıp gitmeniz de inanın çok kolay olacaktır. Zira fragmanlarının ilk 20 dakikalık kısmının internet ortamına düşmesiyle birlikte insandaki merak duygusunu tavan noktasına ulaştırmayı başaran ve şu aralar sinema salonlarındaki yerini alan Avatar'da bu tanımlamaya birebir şahit olabilirsiniz.

Film, Pandora adlı bir gezegende yaşayan Na'vi ırkının, dünyalı istilacılar tarafından sömürülme öyküsü etrafında şekilleniyor.

Aslında hikayesine çok da yabancı olmadığımız filmi, benzerlerinden ayıran tek özelliği ise elbette ki 3 boyutlu (3D) olarak ele alınması oluyor. 1977 yılından bu yana Yıldız Savaşları'nın hakimiyet sürdüğü bilimkurgu evrenini, Terminatör ile sarsan, 25 yıl sonra ise Avatar ile kendi düşsel evreninin sonsuzluğunda krallığını ilan eden efsanevi yönetmen James Cameron, sinema tarihinde çığır açan filmi Avatar ile bir kez daha seyircilerini büyülemeyi başarıyor.

Nitekim bugüne kadarki yönetmenlik serüveninde ele aldığı pesimist teknoloji ve insan ilişkisini gözler önüne sermekten kesinlikle kaçınmayan başarılı yönetmen, son filmi Avatar ile bu özelliğini bir kez daha sevenlerine gösterme yoluna gidiyor.

Filmin yönetmenliğini üstlenen ve seneler öncesindeki hayalini perdeye aktarmak için teknolojinin gelişmesini bekleyen James Cameron, doğayla iç içe yaşayan ve kendilerini gezegenlerinin fiziksel gücüyle bütünleştirip o şekilde tanımlayan bir ırkın, uzaylı istilasına uğradığı bir dönemi ele alıyor aslında. Kaldı ki bu dönemi anlatırken Yunan mitolojisindeki ilk tanrıça Gaia'nın gizem dolu öyküsünden yararlanmayı da ihmal etmiyor.

Yarı felçli bir savaş gazisi olan Jake Sully, kendilerine özgü dilleri ve kültürü olan, barış ve doğa ile örtülü bir çevrede yaşayan Na'vi halkının arasına gönderilir. Askeri bir şirket, uzaktaki bu gezegeni ve barındırdığı kaynakları incelemek üzere Avatar adlı bir program oluşturmuştur. Bu program ile insanlar, genetik mühendisliğinin de marifetleriyle yarı insan yarı Na'vi haline getirilir ve misyoner olarak Pandora'ya gönderilir. Botanist Dr. Grace Augustine ile programa gönüllü olarak katılmış Jake'in bedenlerinin Avatar'ı yaratılacak ve böylece Jake'e de felç olmuş bedenini, başka bir formda kullanma şansı verilmiş olacaktır.

Aslında yabancısı olduğumuz bu yeni dünyaya Jake Sully isimli, tekerlekli sandalyeye mahkum kalmış bir gazinin gözünden bakıyoruz da diyebiliriz. Çünkü...

Yazının devamını buradan okuyabilirsiniz

Haftanın Filmi: Arızalı Çiftler - Couples Retreat


Arızalı Çiftler - Couples Retreat

Orta batılı dört çift, lüks bir cennet adaya hayatlarının gezisine çıkar. Çiftlerden biri evliliklerini kurtarmak için oraya giderken, diğer üç çift jet ski yapmak, spa'nın keyfini çıkarmak ve güneşte eğlenmek için yola çıkar. Ancak kısa sürede fark ederler ki, tatil köyünün sıradışı çiftler terapisine katılmak mecburidir.


Haftanın Diğer Filmleri

* D@bbe 2

* Zombieland

* Orada

* Alvin ve Sincaplar 2